00
Ok Ustası

Dünyanın en hünerli okçusu olacaktı. Karısıyla vedalaştı ve ustanın yaşadığı yere doğru yola çıktı.

Dünyanın en hünerli okçusu olacaktı. Bütün bilgelere danıştı, nerede bir kitap bulduysa okudu, ok atmakta usta olduğunu duyduğu kim varsa yanına gitti.

Dediler ki:
-Dağların ardında yaşayan o büyük ustayı bulman gerek.

Karısıyla vedalaştı. Günlerce yürüdükten sonra ustanın yaşadığı yere geldi. Niçin geldiğini, okçuluğa olan merakını, okuduğu kitapları, her şeyi bir çırpıda anlattı. Usta umursamazca:
-Gözlerini kırpmamayı öğren, öyle gel, dedi.
Bunca yolu bunun için mi geldim, diye düşündü sonra bir bildiği vardır, deyip evine döndü.

Eşinin dikiş makinesinin üstüne başını koydu. İğne inip kalktıkça gözlerini biraz daha yaklaştırarak bakmaya çalıştı. Artık  iğne neredeyse kirpiklerine değiyor, ama o gözlerini hiç kırpmıyordu. Şehirdekiler onun iki kirpiğinin arasına ağ yapan küçük örümceği konuşuyorlardı.

Heyecanlıydı, fakat bir takdir sözü duymak için boşuna bekledi. Usta adamın karşısında durdu,  gözlerini gözlerine dikti ve dedi ki:
- Şimdi küçük şeyleri büyük, büyük şeyleri daha büyük görmeyi öğren, sonra gel.
Usta bu kez hiç değilse konuşurken yüzüne bakmıştı. Bunu düşününce mutlu oldu, ilerlediğinin işareti olmalıydı.

Bir saman çöpü aldı, küçük bir böceği taktı çöpün ucuna. Pencerenin önüne koyup seyretmeye başladı. Aylar boyunca böceği uzaktan seyrederek geçirdi. Nihayet,saman çöpünü bir ağaç, böceği de bir at kadar görmeye başladı. Bu ders de tamamdı.

Büyük Usta bu kez kapıda karşıladı adamı, içeri buyur etti.
-Tamam, dedi sonra, sen büyük bir okçusun artık.

Bahçede birkaç atış yaptı. Attığı her oku isabet ettiriyordu. Sevindi adam ve dalaşıp yola çıktı. Okçuların en iyisi oydu artık. Sonra şöyle düşündü:
-Usta yaşadıkça ben dünyanın en büyük okçusu olamam ki.
Usta’yı öldürecekti.

Uzaktan yaşlı ustaya bir ok attı, ama o da ne? Kendisine doğru gelen oku fark eden usta bir karşı ok atmış, oklar havada birbirine çarpıp düşmüştü. Okları tükenene kadar bu hal böylece devam etti. Usta şöyle dedi
-Anladım, dünyanın en büyük okçusu olmak istiyorsun. Eğer benden de iyi olmak istiyorsan, filan dağın ardına gitmelisin. Orada tepedeki mağarada falan usta var, git, ondan ders al.

Mahcup oldu adam, utanıyordu. Özür dileyecek oldu, ilk defa güldüğünü gördü ustasının:
-Git haydi, durma!..

Günlerce yol yürüdü, tarif edilen dağa geldiğinde perişan haldeydi. Yeni usta seksen-doksan yaşlarında, iki büklüm bir adamdı. Başını kaldırıp üstlerinde uçan kuşlara baktı. Sadağından bir ok çıkardı, yayını gerdi ve okunu bıraktı. Okun vınlamasıyla kuşlardan birinin yere düşmesi bir oldu.
Güldü ihtiyar, titreyen elleriyle kütüğün üzerinden bir yay alır gibi yaptı, oku yerleştirir gibi, gerer gibi yaptı, kuşlardan birine nişan aldı. Birden oku bırakır gibi yaptı, fakat o da ne? Kuşlardan biri düşüvermişti. Büyük bir şaşkınlıkla olanları seyrederken usta şöyle dedi:
-Evlat, sen hala ok ve yayla mı okçuluk yapıyorsun?
Adam ihtiyar ustanın yanında tam yedi sene kaldı. Şehre döndüğünde bambaşka biriydi artık. İnsanların dertleriyle ilgileniyor, öfkelenmiyor, az konuşuyor, herkesin yardımına koşuyor, sürekli tebessüm ediyordu.
 
Bir gün bir arkadaşıyla otururken, masanın üzerinde duran bir şey dikkatini çekti adamın.
-Bu nedir, diye sordu.
Şaşırmıştı arkadaşı.
-Usta, dalga mı geçiyorsun benimle?
-Hayır hayır, nedir o?
İyice şaşırdı arkadaşı, ne diyeceğini bilemiyordu. Soru üçüncü kez tekrarlanınca, çaresiz cevap vermek zorunda kaldı:
- Ok ve yay usta, ok ve yay! Derler ki adam okçulukta o kadar ileri gitti ki, ok ve yayın ne olduğunu unuttu.
Bu alana not ekleyebilirsiniz.
Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış.

İlgili Kayıtlar
Benzer Kayıtlar
İlginizi Çekebilir